İHSAN KURT*: Lozan’da bir ulu çınar

Lozan’ın Ouchy (Uşi) sahil kasabasında ulu sedirlerin altında dolaşırken, ağaçlara çakılı plaketlere takılır gözünüz. Kürtler bunu “ağaçların da kimliği var” diye anlatırlar. Lübnan, Kanada, Güney Amerika kökenli asırlık ağaçlar. Üç bini aşkın Kürdistanlı’nın yaşadığı 450 bin nüfuslu bu şehirde “ağaçların bile kimliğinin olması“ yakar bağrını kimlik sürgünlerinin. Hele bir de karşınızda bütün haşmetiyle duran Uşi şatosu (Château d’Ouchy) tuz basıyorsa bu yaraya. Uşi şatosu; tarihi Lozan Antlaşması’na taşıyan melanetli otel… İsmet İnönü’nün Antlaşma’dan sonra gölde, sandalda kürek çeken mağrur bir fotoğrafını görmüştüm, şehir arşivlerinde. Ve çeyrek asır sonra Lozan’a ilk isyan. Şeyh Sait sürgünlerinin ilk kuşağı Nureddin Zaza, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün’den sonra bu şehre gelir. O’nu arkadaşı İsmet Şerif Vanlı takip eder. “Lozan’ı Lozan’da kalemle yırtacaklar.”

Kürt diaspora tarihi incelendiğinde, karşılacağımız ilk şahsiyetler şüphesiz Nureddin Zaza ve yakın arkadaşı İsmet Şerif Vanlı’dır. Her iki siyasetçi Lozan ve İsviçre kadar tanınır. Sadece dört parçada değil, bir milyondan fazla diaspora Kürtleri de Zaza ve Şerif Vanlı’yı bu kentle özdeşleştirirler.

‘Çehov Zaza’

Nureddin Zaza’nın asıl adı Yusuf Ziya, 1919′da Maden’de, tanınan köklü bir ailede doğdu. Halkının dramını tanıdığında henüz altı yaşındaydı. Şeyh Said direnişinin yenilgiye uğratılmasından sonra çıkarılan “Ferman” üzerine babası ve bir ağabeyi Kemalist rejim tarafından tutuklanırlar. Bunun üzerine ağabeyi Dr. Ahmed Nafîz ile beraber Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte “Binêxetê” olarak adlandırılacak olan Batı Kürdistan’a geçerler. Bir yandan buradaki Fransız okullarında okuyan Zaza, diğer yandan Cegerxwîn, Qedrîcan, Osman Sebri, Dr. Ahmed Nafîz, Celadet Bedirxan gibi sürgündeki aydınlarla beraber 1938’de Kürt Gençlik Kulübü’nün (Klûba Ciwanên Kurd) kuruluşunda yer alır. Genç yaşlardan Fransız ve Rus edebiyatı klasikleriyle tanışır. İki devrimin edebiyatı Zaza’da yurtseverlik bilincini güçlendirir. Hawar ve Ronahî dergilerinde makaleler ve öyküler yayınlar. Bu yeteneğinden dolayı, Celadet Bedirxan, kendisine “Kürtler’in Çehov’u” der. Yazdığı öyküleri Hawar ve Ronahî dergilerinde yayınlar.

Lise eğitimini tamamladıktan sonra Beyrut St. Joseph Fransız Üniversitesi’nde siyasal bilimler diploması alır. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra İsviçre’ye yerleşir ve Lozan Üniversitesi’nde Eğitim bilimlerinde lisans ve 1955 yılında da doktorasını tamamlar. Fransız filozof Emmanuel Monunier’nin “yükümlülük “ kavramı üzerine tezlerini inceler. Bundan hareketle özellikle 1. Dünya Savaşı sonrası yaşanan siyasi, ahlaki ve modernleşme krizlerinde bireyin durumu ve mücadelesini analiz eder. Zaza, 1955’te “Emmanuel Mounier’nin yükümlülük kavramı üzerine eleştirel bir araştırma” (Étude critique de la notion d’engagement chez Emmanuel Mounier) ile eğitim bilimleri doktorasını tamamlar. Ulusal ve toplumsal mücadelede kültür ve dilin önemine inan Zaza, bu amaçla gizlice kendi önsözüyle Memê Alan destanını yayınlar. Aynı eseri daha sonra Fransızca’ya çevirir.

Eğitim ve diplomasi inancı

Bir yıl sonra aralarında yakın arkadaşı ve “inceden rakibi” İsmet Şerif Valı’nın da bulunduğu 17 arkadaşıyla birlikte, Almanya’nın Wiesbaden kentinde Avrupa Kürt Öğrencileri Derneği’ni (KSSE-Kurdish Student’s Society in Europe) kurarlar. Zaza ve arkadaşları bu projeyle aslında bugün bile emekleyen Kürt ulusal mücadelesinin diplomasi ayağını oluşturmak ve sorunu uluslararası alana taşımak idealini besliyorlar. Hepsi eğitimli ve birkaç dil bilen bu inançlı gençlik kuşağı aynı zamanda Melle Mustafa Barzani’nin silahlı mücadelesinin diğer parçalara da esin kaynağı olabileceğine dair “somut koşulların somut tahlilini” yapıyorlar. Hedef mücadeleyi bütün ülkede ve Avrupa’da örgütlemek. Belki de Memduh Selim, Agirî yenilgisinin diplomasi ayağının kırık olduğunu Zaza’ya öğretmişti.

Ülkeye dönüş ve Beko

Mücadele umuduyla ülkeye dönüş kararı alan Nureddin Zaza, 1956 yılının sonlarında Suriye Kürdistanı Demokrat Partisi (KDPS) kurarak ilk başkanı olur. Bir süre sonra KSSE’nin başkanlığından ayrılır. Zaza’nın yerini Şerif Vanlı alır ve Barzani’nın uluslararası sözcüsü olur. Ülkedeki mücadele zorludur. Suriye, Irak ve Türkiye’nin Kürt muhalefetine tahammülleri yok. Mustafa Barzani’ye sempati duymak ise ateşten gömlek. 1957’de Mustafa Barzani ile buluşmaya giderken Kasım rejimi tarafından Irak’ta tutuklanır. Ürdün’de de cezaevinde yatan Zaza yıllarca işkencelere maruz kalır.

Şam Askeri Mahkemesi savcısı 1961 yılında hakkında idam kararı aldığında İsviçreli arkadaşı ve avukatı Gilbert Baechtold uluslararası destek sağlar. Toplanan binlerce imza ve protestolardan sonra serbest bırakılır. “Suriye beni tutuklayıp idam etmek istediğinde, en barbar ve sorumsuz rejimlerde bile kamuoyunun çok şeyler yapabileceğine inandım” diyor Nureddin Zaza.
Serbest bırakıldıktan sonra, Cebel-i Druze’e, 1967’ye dek sürecek zorunlu sürgüne yollanır. Fakat doğduğu toprakların hasretine dayanamaz ve gizlice Kuzey Kürdistan’a Elazığ’a geçer. Birçok Kürt siyasetçi ve aydının başına geldiği gibi O da bir Beko’nun ihanetine uğrar. Ailesinden birisinin ihbarı üzerine bu kez Türk polis ve istihbaratı tarafından takibe alınır. Baskıların sonu gelmez. Bunun üzerine 1969’da daha önce 10 yıldan fazla yaşamış olduğu İsviçre’ye bu kez sığınmak üzere döner ve 1978’de vatandaşlığa geçer.

İsviçre modeli

İsviçre’ye döndükten sonra Zaza kendisini edebiyata, eğitime ve ailesine verir. Ortadoğu ile yakından ilgilenen gazeteci-yazar Gilbert Favre ile 1972’de evlenir. Bu evlilikten bir yıl sonra oğulları Şengo doğar.
Nureddin Zaza Ortadoğu ve Kürdistan’da bir pedagog, bir siyasetçi olarak edindiği tecrübelerden yola çıkarak Avrupa’nın rolü ve Kürt halkının eğitimi üzerine fikir yürütür. Kürt sorununu Ortadoğu siyasi ve coğrafi yapısı içinde tahlil eden Zaza, İsviçre’nin 26 kantondan oluşan federal (veya confederal), çok dilli, çok kültürlü modelini örnek alan bir çözümü savunur.

Kürt yaşamı

Zaza’nın bugüne dek Avrupalı okurlar nezdinde tanınmasının en önemli kaynağı hiç şüphesiz 1983’te yayınladığı otobiyografyası. “Bir Kürt Olarak Yaşamım” (Ma Vie de Kurde). Kürt sorunu konusunda önemli bir siyasi ve edebi kaynak sayılan bu eser Türkçe, Arapça ve Kürtçe’ye çevrildi. Zaza aynı dönemde Dengê Kurdistan dergisini yayınlar ve burada yazılar yazar. O artık zamanını konferans, radyo, tv yayınları ve insan hakları mücadelelerine ayırır. Zaza, “Dünyanın her yerinde insanlar ayaklar altına alınıp zulme maruz kaldıkça, insanlık güzel günleri hayal edemez” der.
Bilimsel araştırma ve eğitimin önemine inanan Zaza, 1983’te Cegerxwîn, Yılmaz Güney, İsmet Şerif Vanlı ve Kendal Nezan’la birlikte Paris Kürt Enstitüsü’nü kurarlar. Nureddin Zaza, İsmet Şerif Vanlı’dan dört yıl önce okumak için geldiği Lozan’da, 7 Ocak 1988’de kansere yenilir. Yoldaşı Vanlı’dan 23 yıl önce yaşama veda eder. Her iki Kürt bilgesi de bugün Lozan’da, Bois-de-Vaux mezarlığında yatıyorlar. Ağrı’nın dorukları kadar yüce, Kürdistan’ın çınarları kadar bilge. Doğdukları topraklara bilim, aydınlanma, azim taşımak için girdikleri Lozan Üniversitesi’nin karşısında yüzleri umutla Leman maviliğine ve dağlara dönük uyuyorlar. Yaşar Kemal’in deyimiyle, “o iyi insanlar, o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler…’’

 

* İsmet Şerif Vanlı Kürt Kültürü ve Mirası Derneği (AFKICV) Başkanı.

Article paru dans le journal Ö. Politika,
le 13 janvier 2013